Bu video play - tuşuna basmadan olmaz..
Bastın mı? Basmadıysan...
Cem Adrian’nın müziğiydi belki de benim kalbimde çalan melodi... O sadece dile getirmişti...
Karanlığa ve yağmura, korkmuyorum diyerek seslenebilmek, yalnızlığına sar beni, kaçıp gitmem demek cesaret istemez miydi?
Yağmurla konuşmak benim tek dileğimdi. Hep zor gibiydi. Bir damlaya bağırırken, terbiyesizce beni kaale almadan yerde biterdi. Ona doğru eğilip, “Nedir bu tafra?” derken enseme bir tanesi inerdi. Dalga geçerdi yağmur benimle. Ben delice hareketlerle bağırınırken sahilin ortasında, insanlar yağmurda dans ettiğimi sanarlardı.
- Ne kadar da mutlu, biz de üstümüzdeki şu şemsiyeyi atsak mı?
Sonra pes ettim işte. Hayatta öyle değil miydi? Pes edersin bir yerden sonra, istemeden, yediremeden, güç toplamak için, beklersin. Beklerken, yediremediklerini hazmedersin. Öyle bir sindirir ki bünye tüm bunları, yaklaşan tehlike anlarında sirenlerin sesini duyarsın. Uyarır seni, uyarmasını istemişsindir bi kere…
Neyse, yağmur diyordum ben. Yağıyor ve benim sesimi duymazdan geliyordu. Belki de biraz hırsımdan, çok haşin oturdum yere. Bir kaç yağmur damlasını altımda eziyor olmak mutluluk mu vermişti ne? Döndürdüm başımı gökyüzüne, lakin hızlanmıştı bir kere, inadına, tükürüyor musun yağmur suratıma?
Fısıltıyla;
- Ben tükürmem... Bildiğim tek şey bu benim, tükürmek nedir bilmem ki ben. Kuruluk nedir bilmeden yağa yağa gidiyorum. Sen, hem kuruluğu bilirsin, hem ıslaklığı... Ben güneşe dayanamam, hep kendine çeker beni. Ben yere düştükten sonra gelir başıma, bana inat. Ben hiç onunla aynı anda bir manzaraya yağamadım, o da doğamadı. Ben bulutsuz hiç bir şeyim. Senin nefes alman gibi bir yerde!
Saçmalıyordu, yağmur. Konuşmayı da hiç beceremiyordu. Yoksa ben mi dinlemeyi bilmiyordum. Hem gözlerimi alamıyordum ondan, hem göze alamıyordum kafamı çevirmeyi. “Çelişkiler yağmuru” adını koydum birden... Bir de huzur gelip konmasın mı omzuma? Yüreğimde bir korku duymaya başlamayayım mı?
Ya biterse, ya dinerse, ya suratımı yıkamazsa, ya bana küserse?
Ya giderde, bir daha dönmezse?
Ya yanıbaşımda yağıpta, benim tenime düşmezse?
Olabilir miydi?
... Olmuştu ki, daha önce karları severdim. Çocukça sokağa fırlar, ağzımı açar, dilimde eritirdim.
- Benimsin! Derdim, artık içimdesin...
Sonra mideme vurur, kustururdu beni. Kendi çekip giderdi. Gitmemiş miydi?
Kalktım. Fazla yüz vermemeliydim. Bu sefer başımı önüme eğdim, yavaş ama adım adım olsa da ilerledim. Kirpiğime düştü nasıl olduysa, sonra enseme yeniden, omzumdaki huzuru ıslatmaya başladı. Sonra sıcak bir damla yanağıma düştü. Gözyaşımdı, sıcaktı. Yağmur soğuktu. Temizliyor musun beni yağmur? Yıka beni, ıslat beni... Ruhuma da damla 1-2... Yeterdi ki...
Evin kapısına geldim nasıl olduysa... Döndüm omzuma, omzumdaki huzura, “ Hazır mısın? Hazır olduğunu söyle bana benimle yaşlanmaya?”
Rüzgar başladı birden, şimşek çaktı, gökyüzü parladı...
Kaldırdım başımı, gökyüzüne baktım...
Gür sesli bir “Adam” inledi...
- Bu küstah kimdir ki, önce söver, sonra sayar, sonra da benim onu bırakmamdan korkar?
Cevap veremedim. Sadece bir “Kadın” diyebilirdim.
Önce söver...
Sonra sayar...
Sever, sevişir...
“Gitme” der, kendi gider...
Sadece biri...
Bir “Kadın” …
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder