Sadece tek bir kelime… Güvenmek?
Güvenilecek bir insan olmak ne kadar kolaydır Allahım. Ama aksini düşündüğünüzde ya da sağlamak istediğinizde güven; 2 tane yalana bakar.. 3 sayısı üzülür ve 4…peşi sıra dizilir 2 yalanın ardına.. İşin içinden bir türlü çıkamazsınız. Bir kere söylemişsinizdir yalanları, ardı arkası kesilmez. Sonra işler değişir ve vicdan azabı duymaya başlarsınız. Keşke yalan söylemeseydim. Keşke zincir kıvamında devam eden diğer yalanlara yol açmasaydım.
Güven çok önemliymiş. Ben yeni öğreniyorum. Kendine güvenmek yetmiyormuş. Ben hep yeter sanmıştım oysa. Düşünsenize bu aynen kırmızı ışıkta bekleyen bir yaşlı dedeye yardım etmeye benziyor. Onu geçirebilirim ben karşıya diyorsunuz. Koluna giriyorsunuz, seviniyor. 90 senelik bir tebessüm güveni veriyor kollarınıza… İçinizden dedem gibi diyorsunuz. Ve beklenen dakika geliyor kırmızı ışık yemyeşil. HADİ GEÇ’! Hadi diyorsunuz kolunuzdaki o koca çınara. Tamam diyerek yavaş olan adımlarını size ayak uydurmak istercesine hızlandırıyor. Bu kadar hıza gerek olmadığını söylüyorsunuz, yavaş yavaş adım atmasını, bastonuna bakıyorsunuz. Bir gün sizinde ihtiyacınız olabilir böyle insanları düşünerek gülümsüyorsunuz. Yolun tam ortasında kalbini tutuyor yaşlı adam. Dudaklarında dökülen sadece “bir dakika” kelimeleri ve yere yığılıyor. Nasıl olur bu? Siz onu karşıya geçirecektiniz oysa. Sadece bunu yapabileceğinizi biliyordunuz. Kendinize güveniyordunuz. Sanki o ışıklarda dururken bir dakika sonra öleceğini bilerek durmuş, sizin yardımınıza hayır dememiş ve üstelik ölümüne sizi tanık etmeye kalkmış.
Sizin ne suçunuz var?
Peki, bir insana güvenmek?
Nasıl güvenebilirsiniz yıkılan dağlara? Yıkılan dağlar kendiliğinden büyür mü gözünüzde yeniden. Koskoca bir dağın yıkılışı daha burnunuzda, gözlerinizde an be an canlı yayındayken? Nerden bilebilirsiniz yarı yolda kalp krizi geçirip pes etmeyeceğini. Hayır der, yemin eder… Nerden bilebilir ki, siz onu tanıyorsunuz, bir kere bırakmıştır yarı yolda. Ve bunun üzüntüsünü çekmeden size gülümser, “Yapma Allah Aşkına, bize kıyma…” Kime bize mi der içinizdeki ses. Hangi biz?
Hangi biz?
Ve acı son daha da hazin.
Sizde oyunun içinde bulursunuz kendinizi. Bu sefer beyninizdeki oyunların gerçek olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız kendinize. Her şeyi gözlemlersiniz. “İşte, işte baktı o kadına…” “ Yok, yok aslında mesaj atıyor geceleri başka birine..” “Hayır, o msn’de delinin teki kimbilir kimlere yazıyor.” Bir bakarsınız hasta olmuşsunuz. Bir bakarsınız aslında bir insana güvenmek en önemli şey bu hayatta. Bir bakarsınız sırtınızı dayamak zorunda değilsiniz aslında birine.
Her an gidebilir.
Her an hata yapabilir.
Her an başkasına da sevdiğini söyleyebilir.
Asla sahiplenemezsiniz bu yüzden.
Teknolojinin ağzına sıçmak istersiniz.
Cep telefonlarının… Bilgisayarların… Uydunun… Antenin… Ve bilumum şarjlı aletlerin.
Eskiyi özlersiniz, annenizin zamanını.
Biriyle buluşmaya söz verdiğinizde, iki eliniz kanda da olsa gitmek zorunda olduğunuz buluşmaların hasretini çekersiniz. Telefonda “ Ya işim çıktı, gelemeyeceğim, boşuna bekleme’!” diyemezsiniz.
O yüzden daha gerçekmiş onların aşkları, dostlukları, akrabaları…
Bir bakarsınız sırtınızı dayamak zorunda değilsiniz aslında birine. Bir bakarsınız, artık 50 yaşınızda hasta olursanız yalnız gebermek zorunda kalırsınız aileniz mezardayken. Ama bilirsiniz ki oda yalnız girecek mezar taşının dibine. Çünkü sevmeyecek kimse sizin gibi. Onu kimse sevmeyecek sizin gibi.
Ben o yüzden maddeyi sevmiyorum. Ben o yüzden parayı sevmiyorum. (yenilir mi para yalnızlık gebeliğinde söyleyin?) Bir hasta azrailini beklerken baş ucunda bir su dolu sürahi mi ister yoksa elini tutan bir sevgi mi siz söyleyin bana?
Ne oldu insanlar size?
İnsanlara ulaşabilirlik, sizi sizden alıp götürdü mü?
Teknoloji size yaramadı mı?
Whats Up çürüttü beyninizi, Foursquare ile şekillendi gideceğiniz yerler, köhne bir balıkçı da check in yapamayacak kadar sosyetik oldu mideniz. Bırakın Allah aşkına. Okumayın da bu yazıyı. Tweet’leyin sahne hayat sahnenizi hemen.
Güvenmek için güvenilir olmak güvensiz insanların çevrelediği bu hayatta, karların yağışı kadar normal.
Cümle karmaşık geldiyse sade kelime kurgusu şu, güvendiğimiz dağlar karlar altında.
Ps: Sent from my BlackBerry® wireless device.. :)
2 yorum:
güvenmek, güven kelimesinin aklına bile gelmemesidir. geliyorsa zaten bir miktar şüphen vardır :)
evet war :) bariz belli değil mi :)
Yorum Gönder