Ölmeden önce oku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ölmeden önce oku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Parfümün Dansı


"bu kitapta hayatlarını bir deney olarak yaşayanlar anlatılmaz.
onların okumalarına da gerek yoktur!"


"Parfümün Dansı"(Jitterbug Perfume), Tom Robbins imzası ile karşımıza çıkan, inanılmaz benzetmeleriyle, "ben bu benzetmeleri nasıl da yapamadım, insaf!" dedirten, koku duyusuna önem verip onu kullanmayı becerebilen, ölümsüzlük için kafa yoran insanların okuması gereken bir kitap olarak kütüphanemde yerini alıyor.

Bir kral düşünün, güçlü, kuvvetli, güzel bir vucuda sahip, akıllı ve gururlu. Kralımızın adı Alobar. Yönettiği krallığın kötü bir geleneği vardı, krallarını yaşlılığın ilk belirtisi ortaya çıkar çıkmaz öldürüyorlardı. Ve birgün Alobar aynaya bakarken hayatını tümden değiştirecek olan tek tel beyaz saçını gördü. Halkını öldürüldüğüne inandırarak ölümden kaçarcasına uzaklaştı ve 1000 yıllık hayatı bizi ölümsüzlük ile ilgili bilinmezliklerle aydınlatmaya başladı..

Bu kitap ölümden kaçanların hikayesi, bu kitap bir aşk hikayesi, Pan Tanrısının yokoluşunun hikayesi ve pancarın hikayesi...

Dipnotlarıma geçmeden önce kitabın kısa tavsiyelerini kısaca paylaşmak istiyorum ve kesinlikle bu kitabı hala okumadıysanız şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.
  1. Mümkün olduğunca çok PANCAR yemelisiniz.
  2. Soluma tekniklerinizi geliştirmelisiniz.
  3. Çok fazla gülümsemelisiniz.
  4. Eşinizle mümkün olduğunca çok sevişmelisiniz.
  5. 9 ay ana rahminde kaldığımız gibi, doğduktan sonra da suya olan ihtiyacınızı unutmayın. Bol bol sıcak suyla yıkanmalı ve daha sonra ılık bir yerde oturarak kan akışınızı normalinden yavaşlatmalısınız.
  6. Koku, bizim yaşamla bağımızı güçlendirir. Kendinizi mutlu hissettiren kokuyu yaşam stiliniz içerisinde mümkün olduğunda üstünüzde taşımalısınız. İnsanlar bu şekilde sizi kokunuzla bile tanıyabilir. Koku hatıralardır, gelecektir ve şimdiki zamandır.
  7. Az az ama 3 öğün yemek yemelisiniz.
  8. Çay içmeyi sevmelisiniz.
"Bıktım usandım bu işten artık. Eğer ölüm beni istiyorsa, solgun atına binsin de gelsin. Ağzında küller, kasığında buzlarla. Elinde orağını çevirsin, korkunç sesler çıkartsın. Kendi dikilsin karşıma. Belki o zaman bile gitmezdim. Doğrusunu istersen, bu ölümün davranış biçimini hiç beğenmiyorum." (Alobar isyanlarda)

Varoluş yeni baştan düzenlenebilir.
Tanrı PAN: "İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Yavaş yavaş onlarla olan bağlarını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur olacak."

Tanrı PAN: "Bitkilerle, hayvanlar ölüm konusunda insanlardan daha rahattır. Doğal bir sondur ölüm. Ama insan, doğası açısından, doğal olmayan bir hayvandır. Eğer ölümü yenebilecek bir hayvan varsa, o da insandır.

Dokuz gezegenimiz arasında Satürn neşeli olanıdır. Ağaçlarımız arasında da komik olanı palmiyedir. Kuşlardan palyaçoluk, ördeğin tekelindedir. Şakacı olan muzdur. Ama Hamlet ya da Macbeth rolü için PANCAR biçilmiş kaftandır. İnsana kanı hatırlatır.

Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın.

İnsan harikuladeliğe ulaşmak için, düşünülemeyecek olanı düşünmek zorundadır.

Varoluşun çoğu ıstırap çekmek. Istırap da arzulardan geliyor. Demek ki eğer arzuları ortadan kaldırabilirsek, o zaman ısrıtabı da kaldırmış oluruz.

“pancarla başlayan hikâye şeytanla biter”


ERLEICHDA

5 Mart 2013 Salı

Metamorphoseus



Gregor Samsa..

Bunaltıcı rüyalardan uyandığı bir sabah, yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu kendini...

Bir böcek...

Kafka'nın bu hikayesi aslında hep kendini ezen ve bir böcekmiş gibi hissetmesini sağlayan babasına edilebilecek en büyük küfür olarak kütüphanelerde yerini aldı. Bu edebi yönü güçlü bir insanın, belki de edebi yönünü güçlü kılmasına sebep olan babasına bir gönderme olabilir.. Babası ona bu şekilde davranmasaydı.. Kafka sinir bozan işine gidip, sonra kendisini odasına kapatıp bu kadar yaratıcı bir insana dönüşebilir miydi?

Gerçi dönüşüm mü yoksa değişim mi diye hala tartışmalar devam ediyor. Ama arkadaş şunu biliyorsun, bir insan hamam böceğine değişmez sadece dönüşebilir.

Önceleri ona kucak açan kız kardeşi sonraki dönemlerde evden onu atmayı ilk akıl eden oldu...

Babası asıl şimdi bir böceğe böcek gibi davranırken, annesi vicdanı rahat olmadan ve o benim oğlum, canım diyen insanken; sus pus bir köşede Gregor Samsa'nın ölümünü izledi.

Ayılıp bayılarak analık olmuyor tabi.. Hiçbir zaman olmadı.

Kitabı bitirdikten sonra kendinizi bir kaç saniye böcek olarak düşünüyorsunuz, nelere girerdim bu oda bana yeter miydi? Yoksa acınası insan halim sadece bir böcekten ibaret mi? Bu kısa hikaye tamamen hayata yönelik. Anlık bir düşüncenin sadece 5 günlük hayal dünyası gibi. Hepimiz bazı anlar böcek oluyor, kimi zaman sevdiğimiz insan, kimi zaman ailemiz bize bu şekilde davranmıştır. Davranmasalar bile ruh halimiz buna endeksli. Hissetme meselesi..

Okumadan ölmeyin..

Ve lütfen, elinizi sırtınıza götürün ve o çürümüş elmayı artık çıkarın'!

Gaf

Işık ile..





5 Ocak 2013 Cumartesi

Mart Menekşeleri - Sarah Jio

 Saraj Jio... Son günlerde kahramanım olan Emily'nin yaratıcısı.. Son günlerde diyorum 2 günde silip süpürdüm kitabı. Akıcı, çekici.. Ama belirtmeliyim ki kadınlara özgü bir kitap.. Ben yazarda Debbie Macomber ve Maeve Binchy tadı aldım. O kadınların kitaplarını da çok hızlı okuyorum. Sanırım seviyorum işte :)

Bundan sonraki hayatımda okuduğum her kitabı özet halinde yazmaya karar verdim. Çünkü unutuyorum... Ama yazınca unutmuyorum. Bundan 5 sene önce okuduğum kitap hakkında yorum istiyorlar... Alla alla baya da severek okumuştum ama hatırlamıyorum!! Bu problemi bu şekilde çözme yoluna gideceğim. Hem böylece belki sizinde kitabı tanımanıza sebep olurum...

Evet, ne demiştik.. Emily.. Kocasının başka kadın ile olan ilişkisinin ardından boşanmaya karar verir. Emily bir yazar. İlk kitabı çok satanlar listesindeymiş ve inanın kitap ismini söylediklerinde insanlar bu kadını hemen tanıyor ve harika bir kitap olduğunu tekrarlayıp duruyorlar. Ancak Emily övülmekten pek hoşlanmıyor, konu kitabına geldiğinde hep konuyu değiştiriyor. Ayrıldığı kocası ki adı Joel çok yakışıklı ve başarılı bir avukat. Ama görüldüğü gibi Emily için artık bir yabancı..

Kitabın başlarında Emily'nin en yakın arkadaşı Annabelle buralardan uzaklaşması gerektiğini söylüyor ve Emily bir sırt çantası alarak uzun zamandır görmediği Bee yengesini ziyarete gidiyor. Bee çok zengin ama artık yaşlı bir kadın. Görüntüsü ve giyinişi, her akşam bir bardak kırmızı şarabı ve hayata olan neşesi ile onun 80 yaşında bir kadın olduğuna inanmak çok güç. Her ne kadar Emm Bee'yi ziyarete gidiyor olsada Bee tam o günlerde Emm'e bir not yazmış ve onun adaya gelmesi gerektiğini, onu çok özlediğini söylemiş. Tesadüf süper değil mi? Emily bu Bainbridge Adasına çocukluğunda annesi ve kız kardeşiyle her yaz gidermiş. Ancak daha sonra uzun bir süre gidememiş o yüzden vardığında çocukluk aşkı Greg ile karşılaşıyor. Bir süpermarkette... Greg orada çalışıyor oysa master yapmak için adayı terketmişti. Emm buna çok şaşırıyor. Greg hala Emm'e aşık ancak Emm adada tanıştığı Jack için yanıp tutuşuyor. Jack bir ressam.

Kitabın asıl heyecanlı kısmı, geçmişte kalan bir sırrı Emm'in ortaya çıkartmasıyla alakalı.. ki Bee yengenin arkadaşları bir şekilde buna yardım ediyor. Bee çok büyük bir ada evine sahip, hemen deniz kenarında, sabah kahvaltıdan sonra Emm yeşil lastik botlarını giyip sahilde yürüyor, deniz kabukları topluyor. Evet bu tatil gerçekten kafasını toplaması için yeni bir başlangıç. Artık yazamadığı için yeniden elinin kalem tutması için kendi ile savaşıyor. Ancak yeni bir hikayeye ihtiyacı var... Bu hikaye de kaldığı odanın komidininde bulduğu bir günlük ile ortaya çıkıyor. Bu günlük Esther ile Eliiot'un muazzam aşkını anlatıyor.. Kaleme alan Esther... Hırs, gurur, yanlış anlaşılmalar, gençlik.. sebepler bunlar olsa da bu aşk hiçbir zaman bitmemiş bir hikayeye ait. Ve aşağıdaki şarkı onların şarkısı... Resmen kitapla 1940'lara gittim... Mutlaka dinleyin :)


Kitabı okurken gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz, çok uzak gibi gelse de bazı dialoglarda kendinizi buluyor, bazı anlarda ben bu şekilde davranmazdım diyor, eleştiriyor kızıyor ama kitap ile hayata yeniden umutla bakabiliyorsunuz.

Bu kitap bir umut ışığı gibi... Hayatta çaresiz hissettiğimiz anların aslında çare sizsiniz dendiği bir cümle içerisine sığdırılış hikayesi. Kitabı bitirip kapağını kapattığınız, hiç bir durum bizi yıkamaz. Bunu anlıyoruz. Heyecanlı kısımları es geçtim, okuyabilin diye. Okuyun hanımlar.. Gerçekten beğeneceksiniz. :) Bende yukarıda ki kitap yorumumu okuyup unutursam hatırlayabileceğim..

He bu arada, aşağıda kitabın girişinde yazılan cümlenin fotoğrafı var.. Bu hepimize ders olsun :)

Sizi seviyorum.

Gaf



Kitabın özgün adı: The Violets of March
336 sayfa
İngilizceden çeviren: Nihan Giray
Arkadya Yayınları