Bookruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bookruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Parfümün Dansı


"bu kitapta hayatlarını bir deney olarak yaşayanlar anlatılmaz.
onların okumalarına da gerek yoktur!"


"Parfümün Dansı"(Jitterbug Perfume), Tom Robbins imzası ile karşımıza çıkan, inanılmaz benzetmeleriyle, "ben bu benzetmeleri nasıl da yapamadım, insaf!" dedirten, koku duyusuna önem verip onu kullanmayı becerebilen, ölümsüzlük için kafa yoran insanların okuması gereken bir kitap olarak kütüphanemde yerini alıyor.

Bir kral düşünün, güçlü, kuvvetli, güzel bir vucuda sahip, akıllı ve gururlu. Kralımızın adı Alobar. Yönettiği krallığın kötü bir geleneği vardı, krallarını yaşlılığın ilk belirtisi ortaya çıkar çıkmaz öldürüyorlardı. Ve birgün Alobar aynaya bakarken hayatını tümden değiştirecek olan tek tel beyaz saçını gördü. Halkını öldürüldüğüne inandırarak ölümden kaçarcasına uzaklaştı ve 1000 yıllık hayatı bizi ölümsüzlük ile ilgili bilinmezliklerle aydınlatmaya başladı..

Bu kitap ölümden kaçanların hikayesi, bu kitap bir aşk hikayesi, Pan Tanrısının yokoluşunun hikayesi ve pancarın hikayesi...

Dipnotlarıma geçmeden önce kitabın kısa tavsiyelerini kısaca paylaşmak istiyorum ve kesinlikle bu kitabı hala okumadıysanız şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.
  1. Mümkün olduğunca çok PANCAR yemelisiniz.
  2. Soluma tekniklerinizi geliştirmelisiniz.
  3. Çok fazla gülümsemelisiniz.
  4. Eşinizle mümkün olduğunca çok sevişmelisiniz.
  5. 9 ay ana rahminde kaldığımız gibi, doğduktan sonra da suya olan ihtiyacınızı unutmayın. Bol bol sıcak suyla yıkanmalı ve daha sonra ılık bir yerde oturarak kan akışınızı normalinden yavaşlatmalısınız.
  6. Koku, bizim yaşamla bağımızı güçlendirir. Kendinizi mutlu hissettiren kokuyu yaşam stiliniz içerisinde mümkün olduğunda üstünüzde taşımalısınız. İnsanlar bu şekilde sizi kokunuzla bile tanıyabilir. Koku hatıralardır, gelecektir ve şimdiki zamandır.
  7. Az az ama 3 öğün yemek yemelisiniz.
  8. Çay içmeyi sevmelisiniz.
"Bıktım usandım bu işten artık. Eğer ölüm beni istiyorsa, solgun atına binsin de gelsin. Ağzında küller, kasığında buzlarla. Elinde orağını çevirsin, korkunç sesler çıkartsın. Kendi dikilsin karşıma. Belki o zaman bile gitmezdim. Doğrusunu istersen, bu ölümün davranış biçimini hiç beğenmiyorum." (Alobar isyanlarda)

Varoluş yeni baştan düzenlenebilir.
Tanrı PAN: "İnsanoğlu bitkilerden ve hayvanlardan uzaklaşıyor. Yavaş yavaş onlarla olan bağlarını koparıyor. Günün birinde tekrar ilişki kurmak zorunda kalacak. Eğer evren yaşayacaksa, insanoğlu buna mecbur olacak."

Tanrı PAN: "Bitkilerle, hayvanlar ölüm konusunda insanlardan daha rahattır. Doğal bir sondur ölüm. Ama insan, doğası açısından, doğal olmayan bir hayvandır. Eğer ölümü yenebilecek bir hayvan varsa, o da insandır.

Dokuz gezegenimiz arasında Satürn neşeli olanıdır. Ağaçlarımız arasında da komik olanı palmiyedir. Kuşlardan palyaçoluk, ördeğin tekelindedir. Şakacı olan muzdur. Ama Hamlet ya da Macbeth rolü için PANCAR biçilmiş kaftandır. İnsana kanı hatırlatır.

Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın.

İnsan harikuladeliğe ulaşmak için, düşünülemeyecek olanı düşünmek zorundadır.

Varoluşun çoğu ıstırap çekmek. Istırap da arzulardan geliyor. Demek ki eğer arzuları ortadan kaldırabilirsek, o zaman ısrıtabı da kaldırmış oluruz.

“pancarla başlayan hikâye şeytanla biter”


ERLEICHDA

18 Ekim 2014 Cumartesi

Gizli Tibet - Theodore Illion



Theodore gezi analizleri yapan 1898 Canada doğumlu bir yazar. Ancak gezdiği ülkelerden en çok Tibet'e kafayı takmış ve orada yaşadığı mucizeleri bu kitabında toparlamış.

1936 yılında çıktığı bu gezi için senelerce çalışmış çünkü Tibet'te bulunan Lamalara ulaşmanın tek yolu ıssız çöllerden tek başına geçmek, soyguncularla baş-edebilmek ve tabiki üzerinde mümkün olduğunca az eşya ve yiyecek taşıyabilmekmiş.. Ve sonunda Tibet'e ve mucizelerle dolu Lamalara ulaşmış.

İşte bu kitapta ölümsüzlük ve Tibet mucizelerine tanık oluyor.

Ben soluksuz okudum şahsen, o yüzden sizlere de önermek istedim.

Işık ile... :)

Gaf

5 Ocak 2013 Cumartesi

Mart Menekşeleri - Sarah Jio

 Saraj Jio... Son günlerde kahramanım olan Emily'nin yaratıcısı.. Son günlerde diyorum 2 günde silip süpürdüm kitabı. Akıcı, çekici.. Ama belirtmeliyim ki kadınlara özgü bir kitap.. Ben yazarda Debbie Macomber ve Maeve Binchy tadı aldım. O kadınların kitaplarını da çok hızlı okuyorum. Sanırım seviyorum işte :)

Bundan sonraki hayatımda okuduğum her kitabı özet halinde yazmaya karar verdim. Çünkü unutuyorum... Ama yazınca unutmuyorum. Bundan 5 sene önce okuduğum kitap hakkında yorum istiyorlar... Alla alla baya da severek okumuştum ama hatırlamıyorum!! Bu problemi bu şekilde çözme yoluna gideceğim. Hem böylece belki sizinde kitabı tanımanıza sebep olurum...

Evet, ne demiştik.. Emily.. Kocasının başka kadın ile olan ilişkisinin ardından boşanmaya karar verir. Emily bir yazar. İlk kitabı çok satanlar listesindeymiş ve inanın kitap ismini söylediklerinde insanlar bu kadını hemen tanıyor ve harika bir kitap olduğunu tekrarlayıp duruyorlar. Ancak Emily övülmekten pek hoşlanmıyor, konu kitabına geldiğinde hep konuyu değiştiriyor. Ayrıldığı kocası ki adı Joel çok yakışıklı ve başarılı bir avukat. Ama görüldüğü gibi Emily için artık bir yabancı..

Kitabın başlarında Emily'nin en yakın arkadaşı Annabelle buralardan uzaklaşması gerektiğini söylüyor ve Emily bir sırt çantası alarak uzun zamandır görmediği Bee yengesini ziyarete gidiyor. Bee çok zengin ama artık yaşlı bir kadın. Görüntüsü ve giyinişi, her akşam bir bardak kırmızı şarabı ve hayata olan neşesi ile onun 80 yaşında bir kadın olduğuna inanmak çok güç. Her ne kadar Emm Bee'yi ziyarete gidiyor olsada Bee tam o günlerde Emm'e bir not yazmış ve onun adaya gelmesi gerektiğini, onu çok özlediğini söylemiş. Tesadüf süper değil mi? Emily bu Bainbridge Adasına çocukluğunda annesi ve kız kardeşiyle her yaz gidermiş. Ancak daha sonra uzun bir süre gidememiş o yüzden vardığında çocukluk aşkı Greg ile karşılaşıyor. Bir süpermarkette... Greg orada çalışıyor oysa master yapmak için adayı terketmişti. Emm buna çok şaşırıyor. Greg hala Emm'e aşık ancak Emm adada tanıştığı Jack için yanıp tutuşuyor. Jack bir ressam.

Kitabın asıl heyecanlı kısmı, geçmişte kalan bir sırrı Emm'in ortaya çıkartmasıyla alakalı.. ki Bee yengenin arkadaşları bir şekilde buna yardım ediyor. Bee çok büyük bir ada evine sahip, hemen deniz kenarında, sabah kahvaltıdan sonra Emm yeşil lastik botlarını giyip sahilde yürüyor, deniz kabukları topluyor. Evet bu tatil gerçekten kafasını toplaması için yeni bir başlangıç. Artık yazamadığı için yeniden elinin kalem tutması için kendi ile savaşıyor. Ancak yeni bir hikayeye ihtiyacı var... Bu hikaye de kaldığı odanın komidininde bulduğu bir günlük ile ortaya çıkıyor. Bu günlük Esther ile Eliiot'un muazzam aşkını anlatıyor.. Kaleme alan Esther... Hırs, gurur, yanlış anlaşılmalar, gençlik.. sebepler bunlar olsa da bu aşk hiçbir zaman bitmemiş bir hikayeye ait. Ve aşağıdaki şarkı onların şarkısı... Resmen kitapla 1940'lara gittim... Mutlaka dinleyin :)


Kitabı okurken gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz, çok uzak gibi gelse de bazı dialoglarda kendinizi buluyor, bazı anlarda ben bu şekilde davranmazdım diyor, eleştiriyor kızıyor ama kitap ile hayata yeniden umutla bakabiliyorsunuz.

Bu kitap bir umut ışığı gibi... Hayatta çaresiz hissettiğimiz anların aslında çare sizsiniz dendiği bir cümle içerisine sığdırılış hikayesi. Kitabı bitirip kapağını kapattığınız, hiç bir durum bizi yıkamaz. Bunu anlıyoruz. Heyecanlı kısımları es geçtim, okuyabilin diye. Okuyun hanımlar.. Gerçekten beğeneceksiniz. :) Bende yukarıda ki kitap yorumumu okuyup unutursam hatırlayabileceğim..

He bu arada, aşağıda kitabın girişinde yazılan cümlenin fotoğrafı var.. Bu hepimize ders olsun :)

Sizi seviyorum.

Gaf



Kitabın özgün adı: The Violets of March
336 sayfa
İngilizceden çeviren: Nihan Giray
Arkadya Yayınları

11 Eylül 2012 Salı

Elif şafak - AşK


AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır Aşk'!
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
ya da dışındasındır, hasretinde...

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci Kural: Hak Yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batininin batinisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kifayetsiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkım kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği "Bırak kendini, ko gitsin'!" Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk işe kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var'!

Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı, ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret'! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır: Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey, Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıpta değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semedaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh vardır. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendinceki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutupta ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir." diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratalanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkanmakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ başlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşası ile insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan; dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizdeki sestir. Şeytanı kendinde ara başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birisinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah aşığı meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalımi niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı kırar, atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur, Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde.

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. ne zman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüvermişsiz.

Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirlerine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk gün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş zihinleri kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar.

Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeçler ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodsu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aramızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama.

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrı'ya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden, dedideden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı'da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşerler. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan'!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarı ise YAZIK. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. ÖLEN HER SUFİ İÇİN BİR SUFİ DAHA DOĞAR.

KIRKINCI KURAL: AŞKSIZ GEÇEN BİR ÖMÜR BEYHUDE YAŞANMIŞTIR. ACABA İLAHİ AŞK PEŞİNDE Mİ KOŞMALIYIM MECAZİ M, YOKSA DÜNYEVİ, SEMAVİ YA DA CİSMANİ Mİ DİYE SORMA! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
BAŞLI BAŞINA BİR DÜNYADIR "AŞK'!" YA TAM ORTASINDASINDIR, MERKEZİNDE; YA DA TAM DIŞINDASINDIR, HASRETİNDE...

19 Nisan 2010 Pazartesi

The Way of All Flesh


"Hayatımız boyunca her gün ve her saat, değişen ve değişmeyen benliklerimizi değişen ve değişmeyen şartlara uydurmaya çalışırız; aslında yaşam bir uyum sağlama sürecinden başka bir şey değildir; bu süreçte küçük bir hata yaparsak budala, göze batacak türden bir hata yaparsak deliyizdir; bu süreci bir süreliğine ertelersek uyur, çabalamaktan bütünüyle vazgeçersek ölürüz."

- Samuel Butler, The Way of All Flesh